Erich Fried Üzerine
Bekir Karadeniz · 16 dk okuma
arama...
Ulla Karadeniz ve Bekir Karadeniz'le Erich Fried Üzerine[1]
İ. Emir
Sevgili Bekir, Ulla ile birlikte uzun ve sabırlı bir çalışmayla başta Erich Fried olmak üzere birçok çeviri gerçekleştirdiniz. Ancak öteki bölümlere başlamadan önce Erich Fried'e ilişkin bu çeviri sürecinde ilginç bir hikayen var. Onunla girelim konuya.
B. Karadeniz
Erich Fried'i öldüğü gün tanımıştım. Yani 22 Kasım 1988'de. Evde yalnızdım. Ulla küçük oğlumuzla Türkiye'deydi. Televizyonda Fried'in ölümünden sonra yayınlanan yaklaşık bir saatlik bir program vardı. Fried'in yaşamı, çocukluğu, Nazilerin Avusturya'yı işgalinden sonraki gelişmeler vs. Göründüğü kadarıyla önemli biriydi. İzledikçe ilginçliği artmıştı.
Programdan sonra gerçekten meraklanmış ve Ulla'nın kitapları arasında Fried olup olmadığına bakmıştım hemen. »Vatansız 100 Şiir« ve 2 kitap daha vardı. O gece karıştırmaya ve anlamaya çalışmıştım. Çünkü edebi düzeyde yeterli Almanca bilmiyordum. Yine de anlayabildiğim kadarıyla inceledim, çok yakın buldum ve etkilendim. İşte böyle başladı.
İ. Emir
Ayrıntılara döneceğiz tekrar. Sevgili Ulla, kitapların olduğuna göre Fried hakkında bildiklerin de olmalı. Erich Fried kimdir ve nasıl başladınız bu işe?
U. Karadeniz
Fried 1921 yılında Viyana'da doğmuş. Lisede öğrenci olduğu 1938 yılındaki Nazilerin Avusturya'yı işgaliyle birlikte hayatı altüst olmuş. Annesi, babası ve anneannesi Gestapo tarafından tutuklanmış. Babası ilk günlerde işkencede öldürülmüş. Annesi bir süre sonra serbest bırakılmış ama anneannesi Auschwitz'e yollanmış ve 1943'te orada öldürülmüş. Fried daha çocuk denecek yaşta İngiltere'ye kaçmayı başarmış ve sonraki aylarda annesi de dahil olmak üzere yaklaşık 70 kişinin Avusturya'dan kaçmasına yardımcı olmuş.
Erich Fried savaş sonrası Alman edebiyatında siyasi şiirin önemli bir temsilcisiydi. 68 kuşağının tartışmalarına aktif bir biçimde katıldı. Birçok konuda bağımsız düşüncelerini açık açık ifade etti. Böylece hem devlet politikalarına hem de dogmatik solun eleştirilerini üzerine çekti.
İlk dönemlerde bu anlamda ciddi sıkıntılar çektemesine karşın son yıllarında artık geniş çevrelerce kabul edilmişti.
İ. Emir
Önceki konuşmalarımızdan da biliyorum. Fried'i farklı kılan önemli şeyler var. Bunlardan söz edelim biraz.
B. Karadeniz
Az önce Ulla’nın dediklerine bağlı olarak, Fried'in iyi bir şair olmasının yanında en önemli özelliklerinden biri politik duruşuydu. İnandığı ve doğru bulduğu düşünceleri kararlılıkla savundu. Örneğin şiddeti eleştirirken nereden geldiğine göre tavır almadı. Özellikle 68 kuşağının etkisiyle gelişen birçok yeni politik hareketlenme Almanya'da da 1970'li yıllarda ciddi bir ivme kazanmıştı. Bu süreçte en öne çıkan RAF hareketiydi. Bunun bastırılması konusunda/sürecinde Almanya'da devlet çok sorunlu bir sınav verdi. Şiddeti olabildiğince artırdı ve barışçı eylemleri bile çeşitli bahanelerle engelledi ya da şiddetle bastırdı. Günlük hayatta ve yasalar itibariyle şiddetin yükselmesini sağladı.
Erich Fried bütün bunları eleştirdi ve sürekli olarak takibata uğradı. Öte yandan şiddeti yücelten RAF militanlarını da eleştirdiği ve karşı durduğu için birçok bakımdan destek verdiği ve birlikte olduğu arkadaşları tarafından da dışlandı. Ama o tavrını değiştirmedi ve asla biat etmedi.
Bugünlerde eski bir RAF militanı olan Verena Becker nedeniyle yeniden gündeme gelen bir olay var. O zamanki Federal Başsavcı Siegfried Buback'ın devletin uyguladığı baskılar konusunda özel bir yetkisi ve çabası vardı. Bundan dolayı da 1977 baharında RAF tarafından öldürülmüştü. Fried'in o olayı eleştiren tavrı ve şiiri çok önemlidir. Şiirin son bölümü şöyle:
… Hayatında yaptıkları dondururdu yüreğimi
Şimdi yağ mı bağlamalı yüreğim ölümünden dolayı
İ. Emir
Bugünlerde Türkiye solunda tartışılan 1 Mayıs 1977 olayını aklıma getirdi bu durum. Sanırım bu konular açık yüreklilikle ve gerçekliğiyle tartışılabilirse Türkiye solu da kendiyle barışıp ilerleyebilir.
B. Karadeniz
Evet Hocam, doğru. Aslında biraz erken, biraz geç çoğu zaman benzer tecrübelerden geçmiş dünya sosyalist hareketleri ve böylesi sorunları aşabildikleri oranda da toplumda söz sahibi olabilmişler. Bunu beceremeyenlerse marjinal bir biçimde kalmışlar hep.
İ. Emir
Peki Ulla. Nasıl gerçekleştirdiniz bu çevirileri. Bekir'le çalışmak zor mudur? Yoksa bütün bunları tek başına mı yapmak isterdin?
U. Karadeniz
Yaptığımız çeviri işi çok ilginç ve yoğun bir işti. Bekir’le çalışırken dilin yanında hem şairlik hem de siyasi konuları konuşmaya tartışmaya başladık. Alman solunun söylem ve eylemlerini tartışırken genel olarak sol düşünceyi, tabii Türkiye solunu da yoğun olarak irdelemeye başlamıştık. Zannedersem ikimizin de siyasi düşüncelerimizin gelişmesi açısından önemli bir süreçti.
İ. Emir
Çeviri işiyle devam edelim. Çeviri, özellikle de şiir çevirmek nasıl bir iştir?
B. Karadeniz
Bu konuda birçok görüş var. Çevirinin gereksizliği, aslını asla yansıt(a)madığı vs. Galiba böylesi bir eksiklik her zaman olacak çeviride. Sonuçta aslı değil işte. Ama yine de çeviri yapmak gerek. Yoksa bizim gibi başka dilleri öğrenmeye direnen bir kuşağın hali ne olurdu. Ayrıca herkesin her dili bilmesi zaten mümkün değil. Galiba şöyle bir orta yol bulunabilir: Aslını bozmamak kaydıyla çevrildiği dildeki okunabilme ve çevrilen dildekine yakın yazılmışlık intibası verebildiği ölçüde çeviri iyi yapılmış demektir. Genel olarak böyle. Ancak şiir çevirisi çok daha zor bir iş. Şiir çevirisi, sınırlı sayıda kelimeyle başka bir dilde yeniden şiir yazmaya benziyor. Oysa bir şair, duygusunu, düşüncesini kendi isteği ve herhangi bir sınırlama olmaksızın yazma avantajına sahiptir. Çevirense değil.
Her şeye rağmen hissetmek, aslını ve (olabildiğince) şairin haletiruhiyesini anlamak iyi bir başlangıç olabilir. Biz çevirileri belki de birlikte yaparak işin özünü kavramayı kolaylaştırdık. Ekip işi iyidir özetle.
İ. Emir
Çeviri sırasında ilginç şeylerle karışlaştınız mı? Erich Fried sıklıkla kelimelerle oynayan, çarpıcı aforizmalar yazan bir şair. Bazı sorunlar olmuştur herhalde.
U. Karadeniz
Oldu. Özellikle »Sevgi Şiirleri« kitabında yer alan birkaç şiir var. Fried bir sürü sözcük uydurmuş. Çocuk dili gibi gelebilir ama değil. Uydurmuş işte. Ama yine de bazı çağrışımlar yapıyor. Tabii dili ve kültürü iyi bilmeyince fazlasıyla anlaşılmaz oluyor bunlar.
B. Karadeniz
Gerçekten. İşin tuhafı bu şiirlerde hem tam bir Almanca yok hem de bir uyak var. Yani epey zorlandık. Zaten yıllar aldı tam oturması bunların.
Ama benim aklıma daha ilginç bir anekdot geldi şimdi. Enzensberger çevirisindeydi. Çevirilerde 3 farklı yöntem izlemiştik. Ya birlikte çevirirdik, ya da Ulla çevirirdi ben bakardım ya da ben çevirirdim Ulla kontrol ederdi.
Bir keresinde bazı şiirleri çevirdim, Ulla da kontrol etti. Bir şiire gelince gülmeye başladı. Almancada »cavlağı çekmek« anlamında bir kavram var (tabii o zaman bilmiyordum), »Ins Gras beißen« diye. Tam çevirince otu dişlemek, otu ısırmak gibi bir şey oluyor. Kavram olarak bilmediğimden de tam öyle çevirmiştim.
İ. Emir
Peki Ulla, Bekir başlangıçta Fried'i anlatırken Avusturya'dan bahsetti. Konuyla ne ilgisi var?
U. Karadeniz
Erich Fried Almanca yazmasının yanında yaşamının önemli bir bölümünü de Almanya'da, Alman solcularıyla ve entelektüelleriyle geçirdi. Bundan dolayı Alman olduğu düşünülmekte genellikle. Aslında Avusturyalı Yahudi bir ailenin çocuğudur. Zaten 1938'de Nazilerin Avusturya'yı işgalinden hemen sonra tüm başına gelenlere değinmiştik konuşmanın başında. Yani Fried Avusturyalıdır. Daha sonra İngiliz yurttaşı da olmuştu.
İ. Emir
Fried çevirilerine yıllar önce başlamıştınız. Hatta kitabın birinde (Seçmeler, 1994) Can Yücel'den söz etmektesiniz. Bunu biraz açmak okuyucu açısından ilginç olacaktır.
B. Karadeniz
Fried çevirileriyle uğraştığımız dönemlerde Can Yücel uzun bir süre buralarda kalmıştı. Zaman zaman görüşüp sohbet ederdik, gezerdik falan. Özellikle teşvik edip baskı işiyle uğraşacağını söylemişti. Çevirileri ilk inceleyen de oydu zaten. Daha sonra Türkiye'ye dönünce, galiba 1994 baharındaydı, yayıneviyle bizzat konuşmuş ve o yılın sonunda kitabın basılmasını sağlamıştı. Daha da güzeli, Harbiye Şehir Tiyatrosu salonunda bir etkinlik düzenlendi bundan dolayı. Avusturya Elçiliği aracılığıyla Avusturya'dan tiyatro oyuncusu olan Johanna Ander-Brix davet edilmişti Türkiye'ye. Konuşmalar ve tanıtımların yanında kitapta yer alan şiirlerin orijinammerini Johanna Ander-Brix, bizim çevirileri de Can Yücel seslendirmişti. (İlgili haber buradan okunabilir.)
İ. Emir
Bu kitap Fried'in tüm şiirlerinden bir seçmeydi ve aynı zamanda bir ilkti değil mi?
U. Karadeniz
Evet tüm eserlerinden yapılan bir seçmeydi ve Türkiye'de yayınlanan ilk Fried kitabıydı. Birkaç yıl sonra başka kitaplarını da çevirdik zaten. Ancak bunlar seçme değildi.
İ. Emir
Hangileriydi bunlar? Bildiğim kadarıyla sonraki kitapların da önemli özellikleri vardı.
U. Karadeniz
İlki »100 Gedichte ohne Vaterland« yani »Vatansız 100 Şiir«. Bu kitap 1977-78 Uluslararası Yayıncılar Birliği ödülünü aldı ve aynı anda yedi dilde birden yayınlandı.
Öteki ise »Liebesgedichte« yani »Sevgi Şiirleri« adlı kitaptı. Bu da 1979 yılında yayınlandı. İlginçtir, Fried'i en çok üne kavuşturan bu kitap oldu. Hatta yayınlandığı günden bu yana Almanya'da en çok satılan şiir kitabı olma özelliğini halen korumaktadır.
İ. Emir
Bir de bu kitapları inceleyip karşılaştırdığımda fark ettim, alışılmışın tersine tüm çevirileri şaşılacak denli benzer bir formda gerçekleştirmişsiniz. Yani sayfa düzeni, şiirlerin dize sayılarına varıncaya kadar aslıyla aynı. Galiba bu da bir ilk oldu Türkiye'de.
B. Karadeniz
Hocam, Almanya'da bu tür yöntemler istisna değil. Neredeyse genel bir kural halinde. Aslına uymaya önemle özen gösterilmekte. Örneğin »Vatansız 100 Şiir« adlı kitabın ilk baskısı Wagenbach Verlag (Yayınevi) tarafından yapılmış. Daha sonra bu kitabı Fischer Verlag bastı, halen de basıyor. Ama tümüyle ilk baskıdaki formu koruyarak sürdürüyor.
Biz de buna uyduk. Aynı zamanda göze de hitap etmekte bu yöntem.
İ. Emir
Bir dönem Fried ciddi takibata uğramış, özellikle Almanya'daki politik tavırları nedeniyle. Sonraki yıllarda ise adını okullara falan vermişler, yanlış hatırlamıyorsam.
U. Karadeniz
Evet. Avusturya'daki itibarı dışında Almanya'da da böyle bir tanınmışlık söz konusu artık. Örneğin Gladbeck, Herne ve Wuppertal şehirlerinde Erich Fried adına okullar var. Galiba Avusturya'da yalnızca bir lise var Fried adına. Ayrıca yine Avusturya'da 1990'dan beri doğrudan Bundeskanzleramt (Federal Başbakanlık) tarafından Fried adına bir edebiyat ödülü düzenlenmekte.
Almanya'nın en önemli edebiyat eleştirmeni olarak kabul edilen Marcel Reich-Ranicki'nin bir sözüyle bağlayalım: »Erich Fried adı unutulmamalı, Erich Fried adı unutulmayacaktır.«
İ. Emir
Bu anlamlı söyleşi için çok teşekkür ederim.
Erich Fried
6 Mayıs 1921’de Viyana’da doğdu ve orada büyüdü. Babası nakliyeci, annesi grafikerdi. Lise yıllarında yazmaya başladı. 1938’deki Alman işgaliyle »Avusturyalı bir lise öğrencisiyken kovuşturmaya uğrayan Yahudiye dönüştürüldüğü« zamana dek bir çocuk tiyatrosunda oynadı. Babası Gestapo tarafından öldürüldü. Londra’ya kaçan Fried, sonraki aylarda da annesi ve yetmişin üzerinde insanı İngiltere’ye kaçırdı.
Savaş yıllarında yerine göre, kütüphaneci, süt kimyageri, fabrika işçiliği yaparak ayakta kalmaya çalıştı. Freier Deutscher Kulturbund[1] ve Young Austria[2], daha sonra Stalincileştirilmesinden dolayı 1944’de terk ettiği Kommunistischer Jugendverband[3] adlı gruplarla birlikte oldu. Aynı yıl, Avusturya PEN’inin göçmen yayınlarında Deutschland[4] adlı ilk şiir kitabı yayımlandı.
Fried, savaştan sonra kurulan birçok yeni dergide, 50’li yılların ilk yarısında BBC Almanca yayınlarında politik yorumcu olarak çalıştı. 1968’de, BBC’nin değişmeyen soğuk savaş tutumu nedeniyle buradaki işinden ayrıldı. Daha önceyse Dylan Thomas çevirileri, ilk büyük şiir seçkisi Gedichte ve tek romanı olan Ein Soldat und ein Mädchen[5] ile ün yapmıştı. 1963’ten buyana ise »47’liler Grubu«na aitti. Shakespeare oyunlarının ilk çevirileri de bu döneme rastlar. Her ne kadar Londra’dan ayrılıp Avusturya ya da Almanya’ya yerleşmeyi düşündüyse de 50’li ve 60’lı yılların başındaki restorasyon dolayısıyla bu düşünceden vazgeçti.
1966’da, politik şiir üzerine (kendi arkadaşları arasında da) uzun tartışmalara yol açan und Vietnam und[6] adlı şiir kitabı yayımlandı. Bunu izleyen yıllarda çok dolaştı. Konuşmalar, tartışma ve dayanışma etkinliklerine katıldı. Birçok siyasi sorun karşısında tavır aldı. (Basının tekelleşmesi, Prag baharının bastırılması, İsrail ve Filistinliler, polis saldırıları, politik tutukluların cezaevi koşulları.) Ve sonucunda birçok iftira, sansür ve mahkeme davalarıyla uğraştırıldı. Siyasi düşmanı karşısında daima anlayışlı ve sevecen davranan Fried’in sevemeyeceği kadar çok düşmanı oldu.
1977 yılında ilk önemli ödülü olan »Prix International des Editeurs«ü[7] aldı. 100 Gedichte ohne Vaterland[8] adlı kitap bir sonraki yılda, ödülü veren yayınevlerince yedi dilde birden yayımlandı. Ancak 1979’da yayımlanan Liebesgedichte[9] adlı kitabı daha da başarılı oldu.
1986’da 29 düz yazıdan oluşan anılarını yayımladı. (Mitunter sogar Lachen[10] 1992 güzünde yeniden yayımlandı.)
Fried, Bremen Edebiyat Ödülü, Avusturya Devlet Ödülü, Georg Büchner Ödülü gibi büyük edebiyat ödüllerine ve üne ancak uzun zamandır ağır hastayken ve altmışını geçtikten sonra ulaştı.
Erich Fried, 22 Kasım 1988’de Almanya’daki bir okuma gezisi sırasında öldü ve Londra’da Kensal Green mezarlığında toprağa verildi. _____ [1] Özgür Alman Kültür Birliği [2] Genç Avusturya [3] Komünist Gençlik Birliği [4] Almanya [5] Bir Asker ve Bir Kız [6] ve Vietnam ve [7] Uluslararası Yayıncılar Birliği Ödülü [8] Vatansız 100 Şiir [9] Sevgi Şiirleri [10] Gülmek Bile Vardı
* * *
Şiir Örnekleri
İçimdeki Özgürlük Üzerine
Eğildiğimde efendimin parlayan siyah çizmelerini öpmek için: Eğil dedi daha eğil!
Eğildiğimde daha çok hissettim içimde bükülmek istemeyen omurga kemiğimin direncini çok güzel bir biçimde
Sevinç içinde emeklemeye devam ettim içimdeki saygınlık ve gücümü hissettirdiğinden minnettarım efendimize
* * *
Dinle İsrail
Peşimize düştüklerinde o zamanlar sizden biriydim Siz başkalarının peşine düştüğünüzde nasıl sizden olayım ben?
Özleminizdi, sizi katleden öteki halklar gibi olmak Oldunuz şimdi onlar gibi
Daha fazla yaşadınız size vahşeti yaşatanlardan İçinizde mi yaşar şimdi vahşeti onların?
»Çarıklarınızı çıkarın« diye emrettiniz dövülenlere Çarıkları kumdan olanları günah keçisi gibi
çöllere, ölümün büyük camisine sürdünüz Ancak üstlenmediler yüklemek istediğiniz günahları
Bombalarınız ve tanklarınızın izinden daha kalıcıdır kumdaki çıplak ayak izleri
* * *
Belki Allende
Yorgun düştüm yenilgilerden ve her yenilgiden sonra gelip de: »Aslında zaferdi«yi kanıtlayan dostlardan daha da yorgun düştüm
Yenilgilerden yenilgilere yenik düşecek denli yorgun düşmemek için böyle konuşurlar aslında fakat böyle olur böylesi konuşmaların götüreceği zafer de
Bilirim: Yeninin zaferi daima (Bunun da biri olduğu) bir dizi yenilginin son halkası olarak gelir Bu teselli olabilirdi ancak kanar uzuvlar
»Kendi canına kıydı« derlerdi öldüğümde tıpkı bunu gerçekten yapsaydım »Onu öldürenler onlardı« denebileceği gibi
Ve davamızın olmazlığının bu yenilginin kanıtlandığına dair ki gazete palavralarını görmekten yorulduysam ve yeni mücadeleler için güç toplayamayacak denli yaşlı olmaktan yorulduysam yorgun değilim mücadele edemeyecek kadar ölümümden dolayı bir gün öleceklere karşı
* * *
Başkentte
»Egemen olan kim burada?« diye sordum »Tabii ki halk« dediler
Şöyle dedim: »Tabii ki halk da, egemen olan kim gerçekten?«
* * *
Mirasçıların Kavgası
Benim Marxım senin Marxının sakalını yolar
Benim Engelsim senin Engelsinin dişlerini döktürür
Benim Leninim senin Lenininin kemiklerini kırar
Bizim Stalinimiz sizin Stalininizi ensesinden vurur
Bizim Troçkimiz sizin Troçkinizin kafasını yarar
Bizim Maomuz sizin Maonuzu Yangtze Nehrinde boğar
Kapatmasın diye bundan böyle zaferin yolunu
* * *
Korku ve Kuşku
Kuşkulanmana gerek yok korktuğunu söyleyenden
ancak kork kuşku bilmediğini söyleyenden
* * *
İnsandan Yolaçıkan Bir Tarih Anlayışı
Franco büyük bir adamdı bir dolu yanlışıyla beraber ve temelde bir insandı başkaları gibi Hitler büyük bir adamdı bir dolu yanlışıyla beraber ve temelde bir insandı başkaları gibi Stalin büyük bir adamdı bir dolu yanlışıyla beraber ve temelde bir insandı başkaları gibi Churchill büyük bir adamdı bir dolu yanlışıyla beraber ve temelde bir insandı başkaları gibi Napoleon büyük bir adamdı bir dolu yanlışıyla beraber ve temelde bir insandı başkaları gibi Torquemada[11] büyük bir adamdı bir dolu yanlışıyla beraber ve temelde bir insandı başkaları gibi Luther büyük bir adamdı bir dolu yanlışıyla beraber ve temelde bir insandı başkaları gibi Cengiz Han büyük bir adamdı bir dolu yanlışıyla beraber ve temelde bir insandı başkaları gibi Muhammed büyük bir adamdı bir dolu yanlışıyla beraber ve temelde bir insandı başkaları gibi Neron büyük bir adamdı bir dolu yanlışıyla beraber ve temelde bir insandı başkaları gibi Sezar büyük bir adamdı bir dolu yanlışıyla beraber ve temelde bir insandı başkaları gibi İskender büyük bir adamdı bir dolu yanlışıyla beraber ve temelde bir insandı başkaları gibi Musa büyük bir adamdı bir dolu yanlışıyla beraber ve temelde bir insandı başkaları gibi
Ne kadar da renkli ve değişken görünür dünya tarihinin figürleri onların yerine koyarak kendimizi önyargısız ve oldukları gibi görsek onları
[11] Tomas de Torquemada (1420-1498): Adı, engizisyon vahşetiyle özdeşleşmiş olan, İspanya'nın ilk baş engizitörü. Kendisi de Yahudi kökenli olmasına karşın, vaftiz olmayı reddeden 170 000 Yahudinin İspanya'dan sürülmesini sağladı. (çn)
* * *
Kapı
Olmasaydı gecenin kapısı Nereden gelirdi gün
Ve nereye giderdi sonunda Gecenin kapısı olmasaydı?
* * *
Sol Sağ Sol Sağ
Bir solcu bir solcunun yalnızca solcu olduğundan dolayı bir sağcıdan daha iyi olduğunu düşünürse sağcı olacak kadar kendini beğenmiş olur Bir sağcı bir sağcının yalnızca sağcı olduğu için bir solcudan daha iyi olduğunu düşünürse aşırı sağcı olacak kadar beğenmiş olur kendini
Ve ben sağcılara ve aşırı sağcılara karşı olduğumdan dolayı sağcılardan daha iyi olduklarını düşünen solculara karşıyım ve onlara karşı olduğum için bazen onlardan daha iyi olduğumu düşünme hakkım olduğunu düşünüyorum
* * *
Şiddet
Şiddet, birinin birini boğazladığında değil Birinin, »Seni seviyorum, sen benimsin!« dediği anda başlar
Hastalar öldürüldüğünde değil Birinin, »Sen hastasın: Benim dediğimi yapmalısın« dediği anda başlar şiddet
Şiddet anababaların itaatli çocuklarına hükmettikleri ve papalar ve öğretmenler ve anababaların kendine hakim ol dediği anda başlar
Devletin »Şiddete karşı mücadelede şiddet olmamalı, benim şiddetim dışında« dediği anda egemendir şiddet
Şiddet herhangi biri ya da herhangi birşeyin eleştirilemeyecek denli yüce ya da kutsal olduğu yerde egemendir
ya da eleştirinin birşey yapamayıp yalnızca konuşabildiği ve azizlerin ve yücelerin konuşmaktan daha çok şey yapabildikleri yerde
»Şiddet kullanabilirsin« dendiği yerde egemendir şiddet ama sıkça da »Sen şiddet kullanamazsın« dendiği yerde egemen
Şiddet, Kendi karşıtlarını hapsedip onlara, şiddeti körükleyenler olarak iftira ettiği yerde egemendir
Şöyle yazar şiddetin anayasasında: »Bizim yaptığımız haklı, şiddettir diğerlerinin yaptığı«
Belki şiddet, şiddetle yenilemez ama şiddetsiz de belki
* * *
Ne Olduğu
Saçma diyor akıl Ne ise odur diyor sevgi
Mutsuzluktur diyor hesap Acıdan başka şey değildir diyor korku Çıkmazdır diyor anlayış Ne ise odur diyor sevgi
Gülünç diyor gurur Hafifmeşreptir diyor ihtiyat Olanaksız diyor deneyim Ne ise odur diyor sevgi
* * *
Başsavcı Siegfried Buback'ın Ölümü Üzerine
1. Ne söyleyeyim Tanımadığım yaptıkları ve söylediklerinin bazılarından dolayı yalnızca birazcık tanıdığımı sandığım kurşunlardan parçalanmış sokakta yatan ölü bir insana ilişkin?
2. Bu et parçası çocuktu bir zamanlar ve oynamıştı
Bu et parçası sevgi dolu bir babaydı bir zamanlar
Bu et parçası Adil davrandığını sanıp adil olmayan şeyler yaptı
Bu et parçası bir insandı bir zamanlar ve herhalde
Daha iyi bir insan olurdu daha iyi bir dünyada
3. Ama yeterli mi bu? Aynı şey insanlıkdışılıklarından dolayı kötü bir ünle kirlenmiş ve mahkum edilmiş olarak tarihe karışan başka insanlar hakkında söylenemez miydi
4. Onun adalet sandığı insanları ürkütürdü
Onun adalet sandığı kötüye çıkardı adaletin adını
Ardından söylenenler yalnızca öylesine söylenen şeylerdi
5. Hayatında yaptıkları dondururdu yüreğimi
Şimdi yağ mı bağlamalı yüreğim ölümünden dolayı
6. Ona olan nefret yardımcı oldu yüreklerin taşlaşmasına
Ölümü yaşam yapıtlarının devamına
Ölümü yardımcı olacak düşünceleri ona doğru çekmeye
Ve böylece bu insanın yalnızca bir parçası olduğu haksızlığın örtülmesine yardımcı olacak
Yalnızca bundan dolayı bile Yaşamından olduğu kadar dehşete düştüğüm ölümünü de onaylayamam
7. Daha iyi olurdu öyle ölmesiydi öyle bir insan
Daha iyi olurdu öyle yaşamasaydı bir insan
* * *
Bir Fark
Bir faşistten daha öte olmayan biri faşisttir belki
Ama Antifaşist olmaktan öte birşey olmayan biri antifaşist değildir belki
* * *
Bilinir
Kendisinin gerçek bir demokrasi olmadığı söylenemeyecek bir demokrasi gerçek bir demokrasi midir gerçekten?
* * *
Geri Dönüş
(Attica State Prison, New York, USA)
Devlet polisi gelip vurmadan önce dokuz ay boyunca Attica devlet cezaevindeki cezaevi doktorları
şöyle derlerdi yalnızca İspanyolca bilen hasta Porto Rikolulara: »Önce İngilizce öğren gene gelirsin sonra«
İngilizce öğrenmesi zor ölmüş olanın Ama gelecekler yeniden kesinlikle
* * *
Ayrılık
İlk gün kolaydı ikinci gün biraz zor Üçüncü gün daha zor ikinciden
Günden güne daha zor: Öylesine zordu ki yedinci gün dayanılmayacakmış gibi neredeyse
Şimdiyse özlemini çekerim yedinci günün
* * *
İyi Niyetli Seçme Özgürlüğü
Öl örneği üzerine
Öl’ün seçme özgürlüğü var Bir Ç seçerse önüne ıssız olur Önüne bir G seçerse ıslak Pek hoş değil serbestçe seçmek
* * *
Sadakat
Tutulmayan bir söz söz edilen bir caniliktir
Ancak tutulmamış olmayan bir söz söz edilmeyen bir canilik olmayabilir mi?
* * *
Yaş Farkı
Bir gün yaşlandığında sen ben artık hiç yaşlanmayacağım
Kimbilir belki bir zaman çok genç olacağım senin için
Şimdiyse korkarım ancak çok yaşlı olduğumdan
Bundandır ki ölmek isterim bazen severek
* * *
Bir Mucize İçin Ön Alıştırmalar
Beklemek kapalı gözlerle boş inşaat sahasında o eski evin yeniden orada durup eskisi gibi olmasını beklemek
Durmuş saate bakmak o denli uzun hareket edinceye dek yeniden saniye göstergesi
Seni düşünmek ta ki sana olan sevgi mutlu oluncaya dek yeniden
Kolaydır artık ölüleri diriltmek yeniden
* * *
Kış Bahçesi
Sarı ve kırmızı pullu mektubunun zarfını ektim saksıya
Sularsam onu her gün büyür bana mektupların
Güzel ve hüzünlü mektuplar ve mektuplar senin kokunu taşıyan
Yılın bu geç zamanında değil de daha önce yapmış olsaydım keşke
* * *
Seçenek
Seni yitireceğimi varsayalım ve bir kez daha görüp görmemeye karar vereceğimi Bir kez daha gördüğümde seni on kat daha mutsuzluk on kat daha az mutluluk getireceğini bilerek
Hangisini seçerdim?
Seni yeniden görmenin mutluğuyla kendimden geçerdim
[1] İlyas Emir'in Ulla Karadeniz ve Bekir Karadeniz'le Erich Fried üzerine gerçekleştirdiği söyleşi. Güney Dergisi, Sayı 99, 2017