-->
 
Bekir Karadeniz Web Sitesi
 
 
  
 
_©_BeKa_

Osman Kaya'nın »50 Senemi Verdim« Adlı Kitabına Sunuş*

»Artvinli Halk Şairleri« araştırması epeydir kafamda şekillenen projelerden biriydi. Belki geneli ilgilendirenlerin önemlisi değil ama gönlümdeki yeri en sağlam olanlardandı. Oraları yaşarken değil de çok uzak kaldıktan sonra hissetmeye başlamış olmamın hüznüyle bu düşünceyle yoğunlaşmaktaydım nicedir.

 

Osman Kaya
Fotoğraf: Bekir Karadeniz

 

Araştırmanın altyapısı zaten genelde hazırdı. Artık on yıllarla ifade etmekte abartı görmediğim birikim zaten oluşmuştu. Ancak yine de adını bil(e)meyeceğim birileri her zaman olabilirdi. Bunun iki nedeni vardı. İlki halk şirinin müthiş bir derya olmasından dolayı her şeye her zaman ve her derinlikte ulaşmanın olanaksızlığıydı. Öteki neden ise, her an yeni ve bir biçimde »ilk« olan bir şairi gözden kaçırma tehlikesiydi. Bundan dolayı yine de özenle incelemeye ve ilgili herkese bunu duyurmaya çalışmaktaydım. Kaldı ki buna karşın bazı şairleri bu araştırmaya al(a)madım. Bazılarının bir iki yerde karşılaştığım şiirleri (sonradan belli olduğu üzere) bu şiirleri aktaran kişilerin »becerileri« nedeniyle çok kötüydü. Bunun için -ki bu yine de kesinlikle benim eksikliğim- bu şairleri araştırmayı bile gerekli görmedim. Ayrıca bugüne dek hiç bir araştırmacının dikkatini çek(e)meyen ve güzel bir tesadüf sonucu (burada Murat Muratoğlu ve İsmet Su’nun adlarını anmalıyım) iki önemli şairi ilk kez gün yüzüne çıkarma fırsatını buldum.

Osman Kaya adını o dönemlerde bazı araştırmalarda görmüştüm ancak henüz ille de ilk elde ilişki kurmamı gerektirecek boyutta hissetmemiştim. Aynı süreçte araştırmalarım devam ederken Cemal Safi’yi bir ziyaretimde »Artvinli Halk Şairleri« projemden söz ettim. İlk sorusu Osman Kaya’yı tanıyıp tanımadığım oldu. Tanımıyordum, öyle de söyledim. Herhangi bir şey demeden bir olay anlattı ve bu olaya bağlı olarak Osman Kaya’nın doğaçlama olarak yazdığını söylediği, »Yamuk döner küre-i arz semada« diye başlayan ve sanırım daha uzun bir süre yayınlamayacağım bir şiiri ezberinden okudu. (Ezberinden okumuş olması şaşırtıcı değildi çünkü Safi Hoca her şeyi belleğinde tutmasıyla ünlüdür.) Şiirin sonunda mahlası geçmese de bunun Osman Kaya’ya ait olduğunu söylemesine gerek olmazdı artık.

Hem bu boyutta araştırmalar yapmış, benzerlerini yapmaya niyetlenmiş birisi olarak bu şairi, hem bir biçimde burnumun dibinde olmasına karşın fark edememiş olmaktan dolayı başımdan kaynar sular döküldü haliyle. Neyse ki Safi Hoca bunu görmedi (aslında görmezden geldi) ve Osman Kaya’ya ilişkin bazı ilginç veriler aktardı. Ancak uzun bir süredir ilişkisinin koptuğunu ve bildiği kadarıyla İstanbul’a yerleştiğini duyduğunu anlattı.

Ertesi gün İstanbul’a döndüğümde kardeşimin (Fikret) sekreterine İstanbul çevresinde kayıtlı tüm Osman Kaya adlı kişilere ulaşıp hangisinin Ardanuçlu olduğunu öğrenmesini rica ettim. Aklıma gelen en kestirme yöntem bu olduğundan işe yarayıp yaramayacağını bile düşünmedim. 9. Osman Kaya, Ardanuçlu olduğunu söyleyince hemen haber verdiler bana. Önce bir telefon konuşması, ertesi gün de yüz yüze görüşme.

İlk görüşmemizde beni etkileyen o şiirini kendi kaleminden yazmasını istedim. Hemen başladı yazmaya ama tümünü hatırlayamadı. Tabii ki Cemal Safi’yi arayarak ona sordu ve kendi şiirini tamamladı. Bu arada bana sebep olup Osman Kaya’yı bulmamı sağlayan Safi Hoca’nın da benim aracılığımla onunla yeniden görüşmesini sağlamış oldum. Borcumu ödedim sayılmaz ama yine de yükümün hafiflediği düşünülebilir.

Daha sonra ise görüşmelerimiz yoğunlaştı, sıklaştı. Zaten o ilk görüşmemizde bile bir dosya hazırlayıp getirmişti. Sonra da zamana bölersek ortalama 3 ayda bir dosya elime geçmeye başladı. Bunların bir bölümünü »Bir Ömrün Şiirleri«, (2002) ve »Evreni Bütün edelim«, (2003) adlarıyla yayınladım. Toplam 500 sayfaya yaklaşan bu kitaplar haliyle Osman Kaya’nın şiirini ifade etmeye yeterli değildi. Yalnızca küçük bir kesit olabilirdi.

Burada önemini vurgulamak istediğim başka bir yan ortaya çıktı. Osman Kaya’nın birçok şiirinde de bahsettiği gibi evinde, eşiyle çocuklarıyla şiirden dolayı sorunlar yaşamış. Daha doğrusu böylesi bir şairin yaşam biçimi de aile açısından önemli zorlukları taşımış. Yıllarca inişli çıkışlı bir yaşam süren Osman Kaya’nın bu durumu ailesinden fazlaca bağımsız yaşaması söz konusu olmamış. Burada ailenin ve eşi Hanaslı Kaya’nın da her şeye karşın ne denli bir sabır ve çabayla ayakta kalmayı becerdiğini de önemle vurgulamak gerekir.

 Sonuçta bütün bu gelişmelerden sonra, Osman Kaya’nın kendi anlatımıyla öyle bir noktaya gelmiş ki aile fertleri artık şiir sözünü duymak istemez olmuşlar. İşte bu son kitapların çıkması bir anlamda Osman Kaya’nın ailesi tarafından başka bir boyutta kabul görmesi anlamına gelmiş. Hatta bu durumu şöyle ifade etmişti Osman Kaya:

Bir kutu hap bitirirdi işini
Ya da Osman Kaya ipe giderdi
Xodlu Bekir Karadeniz olmasa
Binlerce şiirim çöpe giderdi

Bu yanıyla düşündüğümde bir insan yaşamına ilişkin güzel bir an yakalamış olduğumu söyleyebilirim. Bunu benim becerimle değil şanslılığımla açıklamak isterim. Çünkü Osman Kaya boyutunda bir şairi anlayıp, bir şeyler yapmak isteyen tek kişi ben olamazdım. Ama yine de yaşamda böyle denk geldi işte. Hangi nedenle olursa olsun bir şeylerin daha iyiye gidiyor olması sevindirici.

Bir şairi şair yapan çeşitli özelliklerden söz edilebilir. Yorum, algılama, sevgi, yakın bulma gibi kısmen sübjektif yanlar içeren kişisel yaklaşımlardan öte genel kurallar vardır. Bunların en temel olanları, iyi anlatabilme, teknik boyutuyla eksiksiz olması, konu bütünlüğü, lirikliği vs.

Bazı şairler vardır, az sayıda şiirle insanların gönlünde yer edinebilmişlerdir. Bazı şairler vardır, çok fazla yazdıkları halde yalnızca sınırlı sayıda, bazen iki elin parmaklarından daha az şiirle anılırlar. Osman Kaya’yı belki bütün ötekilerden ayıran en temel özelliği yalnızca çok yazması değil, aynı zamanda her şiirinde kendini aşan ve alışılagelmiş tekrarlara düşmeme özelliğidir.

Bir dosyayı incelerken bazen heyecanlı bir öykü okurcasına bir sonraki şiirde artık daha ne bulmuş olabilir ki diye düşünmekteydim ilk zamanlarda. Sonra vazgeçtim bu meraktan. Çünkü bir biçimde etkileyici, yeni ve özgün bir konu ve kavramı bulacağından artık emindim. Gördüm ki okuyucuyu şaşırtacak kavramlar bulmakta hiç zorlanmamakta. Dahası bu kavramları bulmak gibi bir sorunu olduğunu söylemek işi tam açıklamamak olur. Aslında bu kavramlarla iç içe yaşıyor ve ne zaman nerede neyi nasıl kullanacağı gibi bir sıkıntısı yok.

Bir yazımda Osman Kaya’ya ilişkin bu durumu ifade etmeye çalışırken, şeytanın aklına gelmeyen kavramları bulması ve doğallıkla kullanmasından söz etmiştim.

»Garip« akımının en belirgin yanı ve buna bağlı olarak da bu grubun en bilinen şairi Orhan Veli’yi öteki şairlerden ayıran asıl özellik, doğal haliyle ve büyük laf etme kaygısı olmadan yazmasıdır bence. Bütün bu doğallığının yanında bir de dürüst ve içten ifadeyi temel alması ve herkesin günlük yaşamda bin kez kullandığı sözcükleri sıralamasındaki ustalığıyla şiire dönüştürmesi de onu tamamlayan öteki öğedir.

Bildiğimiz en sıradan gibi görünen bir durumu bile duygu dolu bir güzelliğe dönüştürmesi şairi şair eden başka belirgin özelliklerden biridir. Osman Kaya da şiirinde genel olarak dolaysız ve sıradan görünmedeki gücü çoktan keşfetmiş ve bunu bir yaşam ve edebiyat felsefesine dönüştürmüştür.

Ancak bazen de Adnan Binyazar hocamın bana sıkça söylediği »Fazla mütevazı olma gerçek zannederler« uyarısına denk düşecek şiirler yazmayı ihmal etmemektedir.

Örneğin,

Medyum olduğunu ilan edenler
Benim çeyreğimi duyamaz bile
Bir dörtlükle ben şairim diyenler
Kaç şiir yazmışım sayamaz bile
 
Madalyalı elbiseler giyenler
Kaba gücü kahramanlık sayanlar
Büyükbaş olmaya ilgi duyanlar
Beş asi keçiyi yayamaz bile
 
İşin gerçeğine parmağı bastım
Yanlıştır bu atasözüne küstüm
Büyük sanatkarsın Çingene dostum
Bu gümüşlü zurna sana az bile
 
Tanrım Osman kulum geldi duyacak
Ateşe vuracak çıplak soyacak
Değil beni cehenneme koyacak
Cennete atmaya kıyamaz bile

Burada geçen anlatım şiirsel bir abartı değil tam bir gerçekliği ifade etmektedir. Büyük bir olasılıkla da bunun tam sayısını asla öğrenemeyeceğiz. Ben bu kitabı hazırlamaya başladığım dönemlerde tümüyle yayınlanabilir özellikte olanlardan sayabildiklerimiz 6250 kadardı.

Biraz daha açıklamak gerekirse, dahası akla gelen her şeye şiir yazdığı ya da en azından şiirinde bunları işlediği düşünülürse belki gerçek sayı bilinmezse de bir tasavvur oluşabilir.

Evren ruhla sinir hastahanesi
Delinin sayısı şiir yazmışım
İstanbul’un Eyüp mezarlığında
Ölünün sayısı şiir yazmışım
 
Sanmayın okulda çalıştım derse
Destan yazdım Göle Ardahan Kars’a
Artvin’de kaç kiraz ağacı varsa
Dalının sayısı şiiri yazmışım
 
Köyde Zeynep Ayşe Fatma üçünün
Gözlerinden esinlendim kaçının
Ben üç kızın başındaki saçının
Telinin sayısı şiir yazmışım

»Şiirde yeni bir soluk« sözcüğünü Osman Kaya’yı tanıdıktan sonra yazdığım bir şiirde kullanmıştım. Kuşkusuz (yukarıda değindiğim gibi) bir şairin bir ya da birçok şiiri güzel olabilmekte. Bu yalnızca Osman Kaya’ya özgü değil. Böyle olsaydı, şiir (öteki sanatlar ve de bilim gibi) ilerleme gösteremezdi. Ancak belki de şiirin şu anki önemli lokomotiflerinden biri olduğunun anlaşılması için çok daha sonraları edebiyat araştırmacılarının bu konuyu incelemesi gerekecek. Yazık, bu hep geç olur. Kimbilir belki Osman Kaya o zaman aramızda olmayacak. Bu da aydının, sanatçının »kaderi« olmakta çoğu. Çünkü yaşadığı dönemde anlaşılan ve ona göre yaşayabilmiş sanatçı sayısının toplamını çıkarmak çok zor olmasa gerek.

Birçok aşığa/şaire ilişkin biyografiler hazırlarken sıkça »yaşama ilişkin hemen her konuyu şiirlerinde işledi« kavramını yinelerim. Bu çoğu şairin önemli özelliklerindendir. Onun için yinelendiğinde doğruluğundan uzaklaşmış olmaz. Zaten şairleri önemli kılan da bu güncelliği ve ayrıntılı yakalayabilmeleri ve hiç bir hesap yapmaksızın bunu sonraki kuşaklara taşımalarıdır.

Ancak Osman Kaya’nın şiirini açıklamaya ya da anlatmaya çalışırken bu kavramı, biraz farklı, belki tersten ifade etmek daha doğru olacaktır: Osman Kaya’nın şiirinde, yaşama ilişkin işlenmeyen konu yok gibidir.

Şiir yazılacak tema kalmadı
Hem kafiye hem ayağı kullandım
Soma sima sema nema kalmadı
Her heceyi her uyağı kullandım
 
Barıştırdım çan sesiyle ezanı
Kaynaştırdım eski yeni yazanı
Güğüm bakraç iki kulplu kazanı
Sac altında sacayağı kullandım
 
Tanrının verdiği ömrü tükettim
Bu işe kırk beş yıl ben akşam ettim
Eksikleri meyhanede tam ettim
Hem şarabı hem bardağı kullandım
 
İşledim sürüyü yaylayı dağı
Mandanın yoğurdu koyun kaymağı
Buğdayın gevreği mısır kuymağı
Ayranı peyniri yağı kullandım
 
Her türlü kılıfı astarı kabı
Kaval zurna meyi tarı rebabı
Artvin’in simgesi özel kebabı
Çatalla yemedim çağı kullandım
 
Birkaç yıldır mihnet ile yaşarım
Eve sağ dönüşüm üstün başarım
Bastonuma dayanmasam düşerim
Rüyada çok jet uçağı kullandım

Bazı zaman bu dünyayla ve yaşadıklarıyla ciddi bir hesaplaşmaya gitmekte, somut ve vasiyetname niteliğinde açıklamalarda bulunmaktadır.

Selam alman selam vermen imkansız
Elveda mezarcı yol burda bitti
Beni buralarda görmen imkansız
Elveda mezarcı yol burda bitti
 
Tüm Anadolu’yu dolaştı gezdi
Elli yıl geceli gündüzlü yazdı
Sağlığında meyhaneden çıkmazdı
Elveda mezarcı yol burda bitti
 
Bu mevta bir hayal peşinde koşmuş
Irmaklardan geçmiş dağları aşmış
Aptalca döktüğü gözyaşı boşmuş
Elveda mezarcı yol burda bitti
 
Duyamaz söyleme tek bir kelime
Ben kurtuldum sen acıma halime
Çok yoruldun küfür etme ölüme
Elveda mezarcı yol burda bitti
 
Toprak altı sakin sessiz bir şehir
Arapça duayı sevmez bu şair
Varsa ezberinde oku bir şiir
Elveda mezarcı yol burda bitti

Bugününü değerlendirirken hep kendine öğüt verir, kendini uyarır nitelikte yazmakta (aslında böyle görünmekte). Oysa bunların tümü her insan için doğrudan geçerli şeyler olmakta. Yalnızca dini inanç bakımından ifade edilen şekliyle değil, çok daha geniş boyutlara dikkat çekmekte ve bugünden bir hesaplaşmaya çağırmakta herkesi.

Dört kollu yaylıya binecektin de
Eyerli atlarda ne işin vardı
Toprağın altına girecektin de
Altıncı katlarda ne işin vardı
 
Bir zamanlar bizim o taraflarda
Birileri kandırırdı laflar da
Niçin yürümedin orta saflarda
İleri hatlarda ne işin vardı
 
Osman’ın saçını dişini döktü
Bir bakın ki gurbet ne hale soktu
Şavşat Ardanuç’ta yayla mı yoktu
Senin Tokat’larda ne işin vardı

Şiirindeki çok yönlülük ve süreklilik yalnızca Osman Kaya’nın doğası değil (buna ek olarak) sürekli kendini yenilemesiyle ilgilidir. Güncel politikadan, çevre sorunlarına dek her konuda en son verileri barındırmayan bir şiirde belli bir süre sonra tıkanma olabilirdi. Ancak bu bir yaşam felsefesi ve »olmazsa olmaz« haline dönüşünce doğallıkla şiir biçiminde ortaya çıkmakta. Ama özünde ciddi bir dünya görüşünün ustaca formüle edilmesine dönüşmektedir. Bunları yalnızca geçtiğimiz 30-40 yıldır Filistin, Kıbrıs, Irak, Türkiye’de değil, yüzlerce yıldır Afrika’dan Asya’ya yaşananları bazen en insani, bazen en uzlaşmaz boyutta dile getirmektedir şiirlerinde.

Ucuz çeyrek kalıp buz koy kovana
Dert edinme buzdolabım yok diye
Ayakkabı vardır ayağı yoktur
Sen üzülme ayakkabım yok diye
 
Tanrı doğurmadı piç çocukları
Çekip kurtarmamız güç çocukları
Görmezlikten gelme aç çocukları
Yemeğim var kendi karnım tok diye
 
Ben bir ömrü meyhanede batırdım
Beynimdeki hücreleri yitirdim
Bir şiir var tam kırk yılda bitirdim
Hele bir kez oku şöyle bak diye

Yine kendiyle söyleşir gibi ve de suçu her zaman başkalarında arayarak vicdanını rahatlatmak eğilimde değildir asla. Başkasını eleştirirken kendini, kendini eleştirirken başkalarını konunun dışında bırakmamaktadır. Yaşadığı alemin bir parçası olarak olumlu ya da olumsuz hiçbir şeyden kendini soyutlamadan ve bir derviş inceliğiyle işlemektedir konuları.

Öldüren insanı lanetliyorum
Taklidi olmayan özel kişiyim
Bütün kıtaları denetliyorum
Tanrının kadrolu müfettişiyim
 
Etkilemez beni ne İsa Musa
Ne Lenin’e ne de yağ çektim Rusa
Ne Çin malı ne de made in USA
Ardanuç yapısı Artvin işiyim
 
İnsanım söz hakkım var diyemedim
Blair’e Bush’a söyleyemedim
Bölgemde savaşı önleyemedim
İnsan değil eşek oğlu eşeğim

Bazen daha gizli olarak şiire yansıyan düşünceleri, bazen de daha doğrudan yönlendirme olarak belirebilmektedir. Özellikle alt alta dört satır sıralayarak şiir yazdığını sananlara söyleyeceğini ise daha doğrudan dile getirmektedir.

Bilinenlerin dışına
Taşamazsan şiir olmaz
Önceki yazılanları
Aşamazsan şiir olmaz
 
Yaşamına katılanı
Kırılanı atılanı
İçinde anlatılanı
Yaşamazsan şiir olmaz
 
Amir gitmezse başından
Kaytaramazsın işinden
Esin kaynağı peşinden
Koşamazsan şiir olmaz
 
Aklı seyrek saçı sıksa
Hele maddeye aşıksa
Eşin çenesi düşükse
Boşamazsan şiir olmaz
 
Osman güvenirsin neye
Belki sen yoksun seneye
Sabah beşte meyhaneye
Düşemezsen şiir olmaz

Tanrıya inanmayan birinin Tanrıya ilişkin laf etmesi zor bir iş değil. Ancak inanan biri olarak bunu göze alabilmesi asıl cesarettir. İşte tam da bu noktada aydının önemi öne çıkmaktadır. Yanlışı, yanlış gördüğünü dile getirmekle aydınlık doğrudan ilişkilidir.

Ayrıca Tanrıyı çoğu inançta olduğu gibi bir yargı, korku aracı olarak görmeyip, tersine, sevgiye dayalı ve doğal inançlardaki bakış açısıyla yorumlamaktadır. Zaten bu da her şeyi doğayla birlikte hissetmek, düşünmek demektir.

Ayrıca inanç ve samimiyetten öte her şeyi kendi çıkarı için yorumlayanları çok daha derin bir bilge düzeyinde dile getirmekten de geri durmamaktadır.

Tahıl saygı duruşunda
Ekin tarlayı gösterir
Sarı buğday başakları
Yüce mevlayı gösterir
 
Cennet ucuz değil usul
Gerçeği söyle ya resul
Tanrının hergünü makbul
Yobaz Cumayı gösterir
 
Seçim yapsa Anadolu
Artvin Kars Hakkari Bolu
Tanrının sevgili kulu
Osman Kaya’yı gösterir

Bu gelişmeyi de Tanrı vergisi değil, bir çaba, bir emek ve öğrenme süreci olarak ayakları üzerine bastırmaktadır.

Yalan düzmecelerle cemaati aldatma
Yağmurun karın nasıl yağışını öğrendim
Sen bilmiyorsun hocam bana masal anlatma
Ben Adem’in Havva’nın doğuşunu öğrendim
 
İnsan eti yiyeni insan kanı içeni
Sınır kapılarından pasaportsuz geçeni
Yerlerde sürüneni havalarda uçanı
Kartalı akbabası baykuşunu öğrendim
 
Bireysel özgürlüğün nasıl kısıldığını
İnsanların yargısız nasıl asıldığını
Hangi gazetelerin nasıl basıldığını
İstanbul Bab-ı Ali Yokuşunu öğrendim
 
Öldüren öldürene kim kime gücü yetti
Daha mutlu mu Irak Saddam Hüseyin gitti
Niçin Ortadoğu’yu kim neden işgal etti
Evrenin jandarması çavuşunu öğrendim

Ancak doğayı da düşünceyi de inancı da birbirinden ayırmadan ve tümünü bir bütün olarak değerlendirmek onun asıl felsefesi olarak şiirinde hayat bulmakta.

Artvin delisinin aklından zoru
Sönmez içindeki yangına bakın
Yaprağı yemyeşil çiçek sapsarı
Bitkide Tanrının rengine bakın
 
Ayrı koydu kökenimden soyumdan
Çocuk yaşta beni attı köyümden
Dostları unuttum kendi hayımdan
Gurbetin benimle cengine bakın
 
Osman Kaya yoğun varın içinde
Şiir dolu çuvalların içinde
Tipinin boranın karın içinde
Toplamış gidiyor dengine bakın

Şiirindeki içtenlik ve sevgi temelli çağrıyı yine kendi dizelerinde şöyle ifade etmektedir.

Şiirimi okusaydı
Dinsiz imana gelirdi
Duygusallaşırdı ruhsuz
Kansız imana gelirdi
 
Yüreği merhamet taşır
İnsan sevgisi bulaşır
Şımarıklar uysallaşır
Densiz imana gelirdi
 
Genel kurala uyardı
Doğaya saygı duyardı
Çıplak üstünü giyerdi
Donsuz imana gelirdi
 
Uçucu olarak değil
Kaçıcı olarak değil
Geçici olarak değil
Sonsuz imana gelirdi

Aşağıdaki şiirde işlediği evrensel boyut ve doğduğu yere bağlılığı en dolaysız bir biçimde aktarımdır.

Gökyüzünde cisim olsam
On beşinde ay olurdum
At kuyruğunda kıl olsam
Bir kemana yay olurdum
 
Çölde yaşamış olsaydım
Suya susamış olsaydım
Bir sarı kamış olsaydım
Neyzenlere ney olurdum
 
Evrene yeniden gelsem
Niçin geldiğimi bilsem
Canlı değil toprak olsam
Artvin’de bir köy olurdum

Her bilim ve sanat dalında olduğu gibi ilgili kişiler birbirinden etkilenir, öğrenir ve birileri kendi özgün çizgisini bulur, bir ekol içinde kendini geliştirir. »Yeni Hececiler« olarak adlandırdığım ve önümüzdeki dönemde ayrıntılı olarak inceleyeceğim, Osman Kaya’nın da içinde geliştiği bir gruptan söz etmek yerinde olur.

Halil Soyuer, Cemal Safi, Hayati Vasfi Taşyürek, Ayhan İnal, Hüseyin Tansever, Orhan Ete, Kaya Özdemir, Turgut Çelik ve Osman Kaya adları bu grubun başta gelenleridir. Her biri öteki için birçok bakımdan destek olmuş, sıkıntılı, zor zamanlarında yalnız bırakmamıştır. Ancak Osman Kaya’nın edebiyat çevresindeki yeri üzerine bir şeyler söylemek gerekirse en önemli payın Halil Soyuer’e ait olduğunu vurgulamak gerekir. Çünkü çok karmaşık ve çaresiz dönemlerde bile Osman Kaya’yı sürekli gözetmiş, desteğini esirgememiştir. Bu destek yalnızca edebiyat alemiyle sınırlı kalmayıp yaşamın her alanında aynı içtenlikle sürmüştür. Zaten Osman Kaya da Soyuer’den söz ederken (ve yazdığı birçok şiirinde de dile getirdiği gibi) manevi babası olduğunu her fırsatta vurgulamaktadır.

Belki olur geç olurdu
Görmezdi gözlerim benim
Belki de bir hiç olurdu
Evrendeki yerim benim
 
Ankara’ya vardığım da
Ayrancı’yı sorduğum da
Kapısını vurduğum da
Olmazdı giderim benim
 
Şairlerin devi babam
Yaptı her ödevi babam
O benim manevi babam
Halil Soyuer’im benim

Ayrıca girişte sözünü ettiğim şiirden sonra 17 yıl boyunca tüm aileye her türlü yardımı yapan Yılmaz Ural da Osman Kaya açısından bir vazgeçilmez olarak anılmaktadır. Bir şiirinde bunu önemle dile getirmektedir.

Osman geçmişini düşün
Kahrını kimse çekmezdi
On yedi yıl bu sarhoşun
Kahrını kimse çekmezdi
 
Aldı bahçesinde köşke
Derdi içmeseydin keşke
Senin Yılmaz Beyden başka
Kahrını kimse çekmezdi
 
Telefon suydu yakıttı
Su gibi para akıttı
Üç çocuğunu okuttu
Kahrını kimse çekmezdi
 
Bir fil gibi şarap içtin
Firar ettin evden kaçtın
Yakın çevrene dert açtın
Kahrını kimse çekmezdi

Cemal Safi de bu çevreden biri olarak halen varlığıyla Osman Kaya için önemli bir destek, değer ve dostluk kaynağıdır. Onun için arkadaşları ve bir biçimde yakınlık gördüğü insanları da sıklıkla şiirlerinde işlemektedir.

Osman Kaya’nın şiirinden hareketle »gözden ırak olan gönülden ırak« olmamaktadır.

Sürü yürü uyağını ayağa
Başla sözcüğünü kafaya yazdım
Sekiz on bir on dört yazdım heceyi
Dize sonlarına kafiye yazdım
 
Sami Ayhan Ayhan İnal vesair
Tansever Hayati Vasfi’ye dair
Halil Soyuer’e iki yüz şiir
Yüz şiir de Cemal Safi’ye yazdım
 
İzmir’de kapadım perdeyi camı
Şiir evi yaptım tek gözlü damı
Saygıyla yad ettim Ömer Hayyam’ı
Eşref’e Neyzen’e Nefi’ye yazdım

Yaşamının herhangi bir anında gördüğü yardımı, desteği unutmuyor Osman Kaya. O insanların birçoğu yaşamıyor artık ve onlara minnet borcu ve sevgisini başkalarına ifade etme dışında çokça geri dönemiyor. Çünkü o insanlar çoktan aramızdan ayrılmışlar. Ancak sanki onlara borcunu öder gibi bugünün genç, gizli, köşelerde kalmış birçok şair ya da aşığına aynı içtenlikle elini uzatmakta ve onları gün ışığına çıkarmak için çaba göstermektedir. Özellikle yöresel çevrelerden çıkma fırsatı bulamayan birçok insana canla başla yardım etmekte, bu geleneğin sonraki kuşaklara taşınması için sürekli araştırmakta ve çeşitli yerlerde bu görüşlerini dile getirmekte, dergi ve gazetelerde yazmaktadır.

Fark ettiği yeni bir şairi/aşığı önemle ele alıp gelişmesine katkı sağladığı gibi, olumsuz gördüğü her şeyi de aynı özen ve ciddiyetle eleştirmekte ve uyarmaktadır.

Bu da Osman Kaya’yı öteki şairlerden ayıran ve yarına taşıyacak olan bir başka önemli özelliktir.

Her konuya ilişkin birçok şiir örneği sıralamak olanaklı. Ancak konu Osman Kaya olunca ve göründüğü kadarıyla bunun sonu gelmeyecek. Onun için sözü doğrudan Osman Kaya’ya bırakmak en uygunu.

Vasiyetim Bekir Karadeniz’e
Mezarıma şarap sucuk salam koy
Bitmedi dünyada yazacaklarım
Beş top kağıt on tane de kalem koy
 
En son teknolojileri uyarla
Işık olsun birkaç da mum ayarla
Yak şeytan çakmadan bilgisayarla
Koy gülerse gülsün bize alem koy
 
Suç aleti bıçak urgan yasaksa
Keser nacak balta dirgen yasaksa
Sor müftüye döşek yorgan yasaksa
Battaniye keçe halı kilim koy
 
Kar yağınca canlı köye çekilir
Belki komşu ruhlar entel takılır
Pazar geceleri canım sıkılır
Seyrederiz bir belgesel filim koy

ya da

Bir doğduğum bir de evlendiğim gün
Sen tuşa getirdin iki kez beni
Eğer ah edersem insan değilim
Kuluna ezdirme kendin ez beni
 
Sakalımdan tutun göğsüme çıkın
Torunlar yatırın bahçeye yıkın
Seyredin iyice dedeye bakın
Seneye hiç kimse göremez beni
 
İki Laz koy iki Kürt üzerime
Kefensiz toprağı dürt üzerime
Kaldır da Artvin’i ört üzerime
Sarmaz öyle bir tek parça bez beni

Belli ki Osman Kaya yazacaklarını yetiştiremeyecek, daha çok işi olacak evrende, ister aramızda, ister gönlümüzde.

Bekir Karadeniz


* Osman Kaya »50 Senemi Verdim« (KaraMavi Yayınları, 2010)

 

© The contents of this site are copyright. All Rights Reserved.