Image
This image for Image Layouts addon
Bekir Karadeniz
En Büyük İsyan
Hatırlamaktır
4






KaraMavi Yayınları
1. Baskı, 2022
ISBN 978-3-949408-13-7
12,5 x 19,5 cm, 280 Sayfa







35,- ₺
Kitap İstek Formu
»Günlük tutmakla anıları aktarmak arasındaki en belirgin fark anıların sonradan yazılmasıdır. Günlük kadar güncel ve onun kadar akılda kalmışlığı olmamasına rağmen, anıların önemli ölçüde tarafsız yazılması mümkündür. Aradan geçen zaman ne kadar uzun olursa anlatımdaki hoşgörü, aklıselim yaklaşma ihtimali o kadar artar. Haliyle bunu bir kural sayılmasa bile geçen zaman geçmişe eleştirel bakmayı kolaylaştırır. Burada söz konusu olan ‘geçmiş’ geçip giden başkaları değil, bireyin kendisidir aynı zamanda.

Muhtemelen her hayatın önemli bir geçmişi vardır. Bunu bir anlatıya çevirmek ise çoğu zaman gerçekleşmez. Böylelikle de kimbilir nice hayat, nice ilginç hikaye bireyle birlikte silinir. Oysa hiçbir insan bu şekilde yok olup unutulmayı hak etmez. Çünkü evrendeki varlıkların anlamsızlığından söz edilemez.

İnsanı kendisinden sonra yaşatan, geriye bıraktığı anlatılardır. Bu, elle tutulur bir şey olabileceği gibi kendisi hakkında dilden dile dolaşan, belki de çoğu sonradan yakıştırılmış kelimeler bütünüdür.

İbrahimi dinleri ifade eden en önemli kavram herhalde ‘Başlangıçta kelam vardı’ olmalı. Zaten benzer yorumlar ve ifadeler Ortadoğu kökenli dinlerin tümünde görülmektedir. Başlangıçta var olan kelam aslında Tanrıdır ve evrenin yaradılışı da işte bu Tanrı/kelam ile başlar.

Hıristiyanlığın yayılmasından yaklaşık 600 sene sonra zuhur eden İslamiyette bu mantık başka ifade edilir gibi görünse de aynı kapıya çıkar. Tanrı ‘ol’ kelamını ettiğinde kainat meydana gelir. Altı günde her şey tamamlanır.

Marx (1818-1886) ise bütün bu teorilerin antitezi olarak 'Başlangıçta eylem vardı,' der. Bu da aslında materyalist felsefenin özeti gibidir.

Burada (ve önceki kitaplarda) anlattıklarım ise böylesi bir politik veya felsefi tartışma veyahut tercihten öte bir açıklamaya daha yakın durmaktadır. Başlangıçtaki kelam ve eylem burada biraz soyut kalmaktadır. Benimki galiba biraz başka türlü daha kolay ifade edilebilir. Eğer hikayelerimiz unutulmazsa o zaman yaşamış olacağız. Bu anlamda sanki ‘Kelam varsa hayat devam eder’ gibi bir sonuç çıkmakta. Unuttuklarımdan geriye kalan çok şey olduğu muhakkak. Bunu şimdi anlatmak istediğim için değil, şimdi anlatılanların bazı şeyleri birleştirmesiyle zamanının geldiğini anlamam nedeniyledir.

Hayat her birimiz için bazı bölümlerinde çok hızlı ve yoğun, bazı bölümlerindeyse çok yavaş ve yoğundu. Genellikle de normal hayata geçebilmemiz için başkalarından çok fazla zamana ihtiyacımız oldu. Çok becerikli olanlarımız kadar/gibi çok becerikli olmayanlarımız var aramızda. Ancak birçoğumuzu coğrafi olarak bütün uzaklığımıza rağmen benzer tutan veya benzer kalmamızı sağlayan ortak bazı özellikler belirginleşti. Vurgu yapmak istediğim, sözü edilen politik tercihlerdeki benzerlik, yaşam şekillerindeki yakınlık veya uzaklık, zamanın açtığı tahribatın ortalaması değil. Bazılarını asıl yakınlaştıran, kısa ama yoğun yaşanan bir dönemin hissedilen ve mümkün mertebe önyargısız ve tarafsız anlatmanın zarureti oldu. Muhtemelen anlatılanlarda birçok unutulmuş, eksik yan kalmaktadır. Ama yine de işin özünü ifade ederek bütüne ilişkin mümkün olan en hakiki hali aktarıldığı nispette kalıcı olabilir. Sonuçta bilinçli veya bilinçdı-şı, bir insanın yazdıkları her zaman ve bir yanıyla sübjektiftir. Onun için belki de birbirinden farklı yerlerde, toplumsal ilişkilerde yaşayan başkalarının (birbirinden farklı şekillerde) düşüncelerini aktarması gelecek açısından anlamlı olacaktır. Aradan geçen onlarca yıl sonra farklılaşması sonucu anlatılan her hikaye dolaylı olarak birbirini tamamlayacağından, söz konusu sübjektif anlatım muhtemelen azalacaktır.«

('Hikayesiz Hayatlar' adlı giriş bölümünden.)